1 Nisan 2015 Çarşamba

ANKARA ŞİİRLERİ (2), ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN

ANKARA ŞİİRLERİ (2), 
ABDULLAH ÇAĞRI ELGÜN

ANKARA KUCAKLA,   

Sevdiğini taştan taşa çalan yar.
Sen bana, gönlümden git mi diyorsun?
Şu gönlüme, yatak serip, kalan yâr,
Ankara, git karşımdan, yit, mi diyorsun?

Bütün dertlerimden sıyrıldım, boşum,
Ankara, mutluyum, Ankara hoşum.
Ankara yanında, her gün bir hoşum.
Ankara elimden, tut mu diyorsun?

Seni görmediğim, güne yanarım.
Hayalin, görüntün, gölgen ararım.
Sensiz gecelerde, korum, yanarım,
Ankara, yan sevdama yet mi diyorsun?

Ellerimden tutup,  sarıl belime.
Değsin dudaklarım, saçın telime.
Dilinden dökülsün, hoşça kelime,
Ankara, öylece yat mı diyorsun?

Her gece rüyada, gördüğüm sensin,
Dizimde saçların, ördüğüm sensin,
Öpüp kokladığım, sardığım sensin
Ankara, kolumda, yat mı diyorsun? // 9 Ocak 2013, Ankara/Çankaya


ANKARA GELİYORUM

Özlüyor, arıyorum, gönlüm sensiz, Ankara
Gönül yuvam dağıldı, öksüz, yetim Ankara
Küs değildik, ne dargın, neden gittin Ankara?
Gözden gönülden uçtun, benden kaçtın Ankara

Gel de bitir sancımı, kolların boynuma at,
Ser saçların bağrıma, gam keder sitresim at.
Al elim ellerine, sevgi, sevinç, neşe kat.
Huzur doldur gönlüme, rüyalara, rüya kat.

Sensin benim sevdiğim, sen dünyada neşemsin,
Sen içtiğim ilacım, sen şurubum, şişemsin
Baş,koyduğum yastığım, sen evimde köşemsin.
Kösemsin, Hasekimsin, sen Ankara’m Paşamsın.

Şimdi Mecnûn misâli, çöllerde kalıyorum.
Sensiz  Ferhat olmuşum, Ankara yanıyorum.
Sensiz de seninleyim, hasrete kalıyorum.
Çağrı’yı sana çağır, Ankara geliyorum. // 10 Ocak 2013, Ankara/Çankaya


ANKARA BENİ ALDIN,

Ankara, beni aldın,
Ününü kötü saldın.
Bir daha sana dönmem.
Beni derde sen saldın.

Söz, sohbetin hoş; ama
Gitmez artık hoşuma,
Neler geldi başıma,
Kalbimi söküp aldın.

Günleri geçe geçe,
Geldik, sonunda hiçe,
İçinde beni seçe,
Kalbimi, söküp çaldın.

Yandı, yüreğim yandı,
Aman sözlere kandı,
Beni, sevgili sandı
Ankara, yine yandın

Çağrı sonuna geldi,
Çabaladı, çok yeldi.
Bu aşk, bağrını deldi.
Ankara, yalnız kaldın. // 11 Ocak 2013, Ankara/Çankaya


ANKARA DERT YANDI

Ben Çağrı’yım, gözyaşlarım sel gibi.
Garip kaldım, vatanımda el gibi.
Kırdılar kanadım, kolum, dal gibi.
Çağrıyım, çağlayıp, coşkun akarım.
Vatanımda öksüz, yetim bakarım.

Gidip geldim, çok mesafede yeldim.
Çok toprak çiğnedim, dağları deldim.
Bir oyun sonunda, Başkent’e geldim.
Sene geldi geçti,bana yel gibi.
Vatanım Ankara, bana el gibi.

Ümitsiz olmadım, Allah Kerim’dir.
Akıl-mantık-şuur-vicdan serimdir.
Geleceğim, elbet, o yer benimdir.
İnanan gönlünde ümit bir kuştur.
Ankara, hem iniş hem de yokuştur.

Çağrı’yım, sözümü doğru söylerim.
Bakarım  bakarım, nazar eylerim.
Ankara gurbettir, sıla söylerim?
Ankara’ya ben, gönlümü bağladım
Ankara, dert yandı ben de ağladım. // 12 Ocak 2013, Ankara/Çankaya


ANKAR GEL!     

Arılar petekte, bala durdu gel!
Dallarda çiçekler, meyve oldu gel !..
Ömrümüz, boş yere geçip gitmeden,
Yetişir Ankara, çilem doldu gel!..
Azrail, kapıma bekçi durdu gel!

Arılar, dallarda oğul veriyor.
Bahar çiçeklerin, kıra seriyor.
Ömrümüz, buz gibi, kayıp gitmeden.
Ankara, bu şehir beni vurdu gel!
Azrail, kapıma bekçi durdu gel!

Gölgeler kayboldu, gece oldu gel!
Dertlerim, bir uzun, hece oldu gel!
Bir kalp sektesiyle, yere düşmeden,
Ankara, zifiri gece oldu gel!
Azrail, kapıma bekçi durdu gel!

Ankara, her gece, beni soruyor,
Ayrılık, bana çok, acı veriyor,
Sayılı ömrümüz, bitip yetmeden,
Saçlara, güneşin şavkı vurdu gel!
Azrail, kapıma bekçi durdu gel!, //13 Ocak 2013, Ankara/Çankaya


ANKARA’DAN GELDİM 

Ankara’dan geldim, yüküm var benim.
Çok şelek yükledim, sekim dar benim.
Avcı avın arar, tenhada bulur
Hedefe kilitli, okum var benim…

Var ha var, vara vara var, tezce var!..
Koş yârin yanına yetiş, tezce var…
Ankara’ya koştur, yeldir sen de var.

Yâr uzakta, kucaklayıp saramam.
Gurbet elde yalnız kaldım, duramam.
Bu aşk üzre dedikodu kuramam.
Şu garip gönlüme kilit vuramam,

Var ha var, vara vara var, tezce var!..
Koş yârin yanına yetiş, tezce var…
Ankara’ya koştur, yeldir sen de var.

Ankara havası, kirli durulmaz,
Kızları naz yapar, sana sarılmaz.
Makam  mevki, iş güç, hayal kuranlar
Ankara’ya eller bomboş varılmaz…

Var ha var, vara vara var, tezce var!..
Koş yârin yanına yetiş, tezce var…
Ankara’ya koştur, yeldir sen de var. // 13 Ocak 2013, Ankara/Çankaya


ANKARA GİTMEDEN

Vara vara vardım, çimenlik çayır,
Kadir Mevlâm yetiş, sen beni kayır,
Çıkarım çıkarım, tükenmez bayır.
Bayırın  başında duran yâr benin.

Aman gel, yetiş gel, aman aman gel!
Gele gele gel, gel ha gel, tezce gel!
Ankara gitmeden yetiş sen de gel

Ankara’ya baktım kendi bir içim.
Ankara kalesi, hep biçim biçim.
Yedi tepe Ankara’da bir seçim.
Tepeler üstünde yârim var benim.

Aman gel, yetiş gel, aman aman gel
Gele gele gel, gel ha gel, tezce gel!
Ankara gitmeden, yetiş sen de gel!..

Felek kötü çarptı, badeden  içtim.
Oturup ağladım, kendimden geçtim.
Nice zaman yeldim, hep zoru seçtim.
Nice zorlu âfet ,yârim var benim

Aman gel, yetiş gel, aman aman gel
Gele gele gel, gel ha gel, tezce gel!
Ankara gitmeden, yetiş sen de gel!.. // 14 Ocak 2013, Ankara/Çankaya


ANKARA SEVDASI

Ankara yine senin bağrında sabahladım.
Anıtkabir taş duvar, taş saydım hesapladım.
Bu aşk bana çok büyük, sevdası dayanılmaz
Bu onulmaz yaraya, hançer vurup sapladım.

Eriyor, bitiyorum, her gün komalardayım,
Benim sevdam Ankara; serseri, hovardayım.

Arkasından koştukça cilve eder, naz eder.
Kirpikleri ok olur, kalbe saplar, az eder.
Sevdası dayanılmaz Ankara huysuz kadın
Bir yan bakış, bir edan, bana kışı yaz eder.

Eriyor, bitiyorum, her gün komalardayım,
Benim sevdam Ankara, serseri hovardayım. (14 Ocak 2013, Ankara/Çankaya)


SEVDİĞİM ANKARA’NIN

Saçları salkım salkım, altından hızması var.
Baktıkça, kaş indirir, yüzünde kızması var.
Sevdiğim Ankara’nın, al yeşil yazması var.
Hey, Ankara Ankara, beni benden sen aldın!
Ankara, benim yarim, hırsız kalbimi çaldın.

Ankara’yı görürüm, her gün selam veriririm,
Kızılay, Kumrular’da, Adem Yavuz yürürüm
Varıp yüzüm sürerek gam yükünü kürürüm
Hey, Ankara Ankara, beni benden sen aldın!
Ankara, benim yarim, hırsız kalbimi çaldın

Seneler senle geçse, gönül yılları biçse
Dudaklar senle dolup, kadehte seni içse
Ömrümüz uzayarak zaman çabucak geçse
Hey, Ankara Ankara, beni benden sen aldın!
Ankara, benim yarim, hırsız kalbimi çaldın // 15 Ocak 2013, Ankara/Çankaya


ANKARA’YI, ALANIN

Hey Ankara Ankara, hey Ankara Ankara.
Otur da zülfüntara, otur da zülfün tara.
Yâr giymiş kızıl gömlek, yâr giymiş kızıl gömlek.
Bağrımda açar yara bağrımda açar yara

Kara kız kara oğlan, kara kız kara oğlan
Gel Ankara’yı dolan, gel Ankara’yı dolan

Kaşı gözü “gel!” eder, kaşı gözü “gel!” eder,
Yaklaşsam inkâr eder, yaklaşsam inkâr eder
Böyle yâri olanın, böyle yâri olanın,
Sarılsa aklı gider. sarılsa aklı gider.

Sarı kız sarı oğlan, sarı kız sarı oğlan,
Gel Ankara’yı dolan,gel Ankara’yı dolan

Dam yaptım harcı olsun,dam yaptım harcı olsun
Yâr tüccar, kârcı olsun, yâr tüccar, kârcı olsun
Ankara’yı alanın, Ankara’yı alanın
Tirilyon borcu olsun, tirilyon borcu olsun

Beyaz kız beyaz oğlan, beyaz kız beyaz oğlan
Gel Ankara’yı dolan, gel Ankara’yı dolan // 16 Ocak 2013, Ankara/Çankaya


ANKARA DÜNDEN RAZI

Yâr etme etme nazı,
Öp sarıl sarıl bazı
Başkent güzel, hoş kızdır.
Ankara dünden razı.

Helâl süt has mayalım,
Oyuna doymayalım,
Sen oarada ben burda
Vuslatta aymayalım

Ergen kız, olgun oğlan
Halay tut, başa bağlan,
“Maşallah!” desin görenler!.
Yan, yıkıl narda dağlan.

Halayda baş çekenler,
El vurup diz çökenler,
Bir boğayı devirir.
Beş yufkayı bükenler

Ankara şehir, baskent,
Bahçeli, cadde Taşkent,
Ankara kıskanç, durmaz
İstanbul olur başkent // 12 Mart 2012, Ankara/Çankaya


SIRDIR ANKARA

Her güzel çiçekte bal var sanarsın
Ateşe atılır, korda yanarsın.
Herkesi sen, kendin gibi sanarsın.
İnsan yalan, zaman kötü, Ankara
İçi başka dışı başka, kapkara

Yedi yılda yedilere karıştım.
Kendi dünyam ile kendim barıştım.
Rabsal, Ruhsal, Ulularla yarıştım
Son kapıdan Resül gelir Ankara
Yedi Işık evren, bana kapkara

Alfa’dan girerek Ram’da göründüm,
Varlık boyutunda, durdum büründüm
Omega’dan çıktım Hak’ta göründüm
Yedi Işık Evren, sırdır Ankara
Birleşik İnsanlık, Bir’dir Ankara

Sessizlikler durgunluklar diyarı,
Burda Varlık, Allah, bizlerin yari,
Alfa, Omega’dan aldım ayarı
Yedi Suptil Beden dardır, Ankara
Hayat, Heplik, Hiçlik vardır Ankara // 14 Mart 2013, Ankara/Çankaya


ANKARA’da VEKİLLER      

Çankaya’dan seyrettim, yıldızlar Ankara’da
Ankara yıldızlarda, yıldızlar Ankara’da
Yıldızlar küme küme, küme küme yıldızlar;
Ankara gök yüzünde, gökyüzü Ankara’da

İnen çıkan, çıkan inen yol vardır karışır
Yıldızlar birçok renkten, yıldızlarla barışır,
Memleket düşüncesi, her beyinde Ankara
Mecliste çok fikirler, söz kürsüde yarışır

Meclis yokuş, Meclis dağ, Meclis zirvede,
Bazıları kürsüden nice potlar kırmada
Çıkan yorgun inen bitkin, bekleyen kızgın,
Meclisin vekilleri koşturma, yorulmada

Memleket evlatları, gece gündüz demeden,
Çalışıp didiniyor, aş ekmeği yemeden,
Her bir ilden, yarışır Meclisin yıldızları
Aç yatıp, tok kalkarlar, bana mısın demeden

Hey, çalışkan vekiller, gökte yıldız, ay mısın?
Soylu tulpar yurdunda kısrak mısın tay mısın?
Ne var ne yok vererek, kendini adamışlar
Halka hizmet yarışı, kirişteki yay mısın?

Ankara bir yarıştır, küskünleri barıştır.
Harman eyle çokluğu, birbirine karıştır.
İri ol ve diri ol; dirlik düzenlik olsun
Sentezleyip halkını, hedeflerde yarıştır. // 16 Mart 2013, Ankara/Çankaya


ZIYAGÖKÂLP CADDESI  

Ziyagökalp Caddesi, Kurtuluş’a yol gider,
Kurtuluş Parkı’ndan çeşit çeşit kol gider.

Köşede görkemli ikiz Hilton durmada,
Yollarda arabalar, kornasını vurmada

El ele kol kala aşıklar, yanımdan geçiyor,
Güneş inmiş aşağı, Parkın sarhoşları içiyor

Fidanlık Mahallesi, hünerciler yatağı,
Biracı, tinerciler, bilmem neci batağı.

Tenha ıssız mekanlar, sokak köpeği ulur,
Arayan Mevlâsını ya da belâsın bulur.

Çankaya semtin adı hiç kimse el atmamış.
Değişen iktidarlar, semte neşe katmamış.

Açık gizli fuhuşlar, parklarda buluşmalar.
Derin izler bıraktı yürürken gülüşmeler.

Binalarda evler var, Rus kızları çalışır,
Çok yakındaki yurtlar, bu hizmete alışır.

Gariplik Fidanlığa, pek çökmüş görülmeli
Bu durum hiç hoş değil, defteri dürülmeli

Ankara başkent adı, kalmalı yadda tadı.
Her kim çözdü bu işi, kalır âlemde adı.

Çağrı çok söz  ne ola, her işi tatlı kıla.
Sen söyledin duyurdun, biter İnşallah yıla… // 4.4.2013,  Ankara/Çankaya


ANKARA MISIN? 

Vara vara varıp kapısın vurdum,
Yılanlı tokmağı görünce durdum.
Çifte beliklerin cemalin gördüm.
Oy salınıp duran Ankara mısın?
Bana düzen kuran can kara mısın?

Salkım salkım üzümlerin karası,
Bende çiçek açtı gönül yarası.
Sen kimin yarisin ya Ankara’sı?..
Aşka tuzak kuran Ankara mısın?
Salkım söğüt duran can kara mısın?..

Kızılca’mam, Ayaş dolandım durdum
Çamlık tepesinde seyire durdum.
Beypazarı derler hayaller kurdum
Yâr ibrişim saçlı Ankara mısın?
Yüzü gözü gülen can kara mısın?

Dolaştım dolaştım yedim simidi,
Kız sizde meşhurdur tamtak tiridi.
Benim yârim Ankara’da bir idi
Selvi boylu poslu, Ankara mısın?
Gözünde yaş, puslu can kara mısın? // 5.4.2013, Ankara/Çankaya


ANKARA’YA SİTEM

Ankara’ya gelen giden tuş olur,
Geçer zaman, gayretlerin hoş olur.
Ömür geçer, çekilenler düş olur.
Kul hakkıdır helâl ettim, olursa!..

Bir gün benden sorgu sual olursa?!..
Ankara yıkıldım bilgin olursa,
Merkep arkasında dolaştırıldım
Kul hakkıdır helâl ettim, olursa!..

Âlimleri, cahillere boğdurdun,
İlim divanında, cehle kovdurdun.
Üstad âllameyi hiçe dövdürdün
Kul hakkıdır helâl ettim, olursa!..

Yedi yıl süründüm bir “Ah!” demedim
Lüks lokantalarda yemek yemedim
Halime şükrettim gayrı komadım.
Kul hakkıdır helâl ettim, olursa!..

Göğün yüzü dürüm dürüm dürülür,
Semalar açılır divan kurulur.
Ankara yaptığın orda sorulur
Kul hakkıdır helâl ettim, olursa!..

Çağrı kulum, yeter, sızlanıp durma!
Beni de kalbimden çekip de vurma.
Bildim, yalan dünya, haksıza sorma.
Kul hakkıdır helâl ettim, olursa!.. //  4.4.2013, Ankara/Çankaya


ANKARA SEVİN, HOPLA!

Elmalar dalda kaldı,
Ankara aklım aldı.,
Elmaların en alın
Alıp başıma çaldı.
Topla elmayı topla
Ankara sevin, hopla

Elmalar aşım olur,
Ankara eşim olur
Güz mevsimi geçiyor,
İnşallah dişim olur…
Topla elmayı topla
Ankara sevin, hopla

Al alması alması,
Ankara’nın dolması
Ankara’m heber geldi
Nikahımız olması
Topla elmayı topla
Ankara sevin, hopla

Kış geldi hasat durdu,
Elmalar beni vurdu.
Pekmez kaynatak dedik
El vermez gavur vurdu
Topla elmayı topla
Ankara sevin, hoopla

Ankara’mız baş olur,
Sevinmemiz yaş olur.
Her gün dolu yağmur kar
Çağrı düğün kış olur.
Topla elmayı topla
Ankara sevin, hopla // 9 Eylül 2013, Ankara/Çankaya


ANKARA GÖNLÜMÜ ÇALIP GİDELİ

Baharlar ağlıyor, yazlar ağlıyor
Şarkılar ağlıyor, sazlar ağlıyor.
Ankara gönlümü çalıp gideli,
Gelinler ağlıyor, kızlar ağlıyor.

Ankara Ankara etme bu nazı
Güneşi  yakıyor gönlüm avazı

Yüreğim kavrulmuş, gözüm ağlıyor                    
Sazım yârelenmiş, sözüm ağlıyor
 Ankara gönlümü çalıp gideli,
Bağrım alevlenmiş, özüm ağlıyor.

Ankara Ankara etme bu nazı
Güneşi  yakıyor gönlüm avazı

Gök deniz ağlıyor, dağlar ağlıyor
Viraneye dönmüş, bağlar ağlıyor
Ankara gönlümü çalıp gideli
Kabirde mevtalar, sağlar ağlıyor.

Ankara Ankara etme bu nazı
Güneşi  yakıyor gönlüm avazı // 7 Kasım, 2013,Ankara /Çankaya  
              

GELİYORUM ANKARA

Gönül köşkümü yıktın, yere çaldın Ankara,
Sen de bensiz bir garip, öksüz kaldın Ankara.
Al elim ellerine, dindir acım Ankara,
Şimdi Ferhat misâli geziyorum Ankara,
Seni bensiz bırakmam, geliyorum Ankara..

Derman ol dertlerime, gamı bitir Ankara,
Sevincim ol, neşem ol, gel sevindir Ankara.
Saçların bağrıma ser, nura erdir Ankara.
Şimdi Ferhat misâli geziyorum Ankara,
Seni bensiz bırakmam, geliyorum Ankara..

Çağrı’yı çağırdıysan, sana koşar Ankara,
İşi gücü terk eder, hatta boşar Ankara.
Gülüşüne kurbandır, senle coşar Ankara.
Şimdi Ferhat misâli, geziyorum Ankara,
Seni bensiz bırakmam, geliyorum Ankara... // 9 Kasım, 2013,Ankara /Çankaya   
             

AYLAR GEÇTİ ANKARA

Aylar geçti Ankara
Gülmedi yüzün bana.
Feleğin tuzağından,
Onmaz bağrımda yara.

Mührünü kazımışım
Ah Ankara, Ankara,
Ne çabuk geçmiş yıllar
Sana çok alışmışım.

Canlar kaldı sılada
Şimdi yârim Ankara
Vurdu da geçti yıllar,
Aklar düştü saçlara. // 10 Kasım, 2013,Ankara /Çankaya     
          
              
BİRDİR ANKARA

Yedi yıldır yedilere karıştım,
Kendim ile küsüp, kendim barıştım.
Rab’sal, ruhsal ulularla yarıştım.
Yedi Işık Evren sırdır Ankara,
İnsanlık bütündür, BİR’dir Ankara.

Alfayı bitirip, Betayı seçtim,
İnsana hizmette ön safa geçtim.
Kendime kendimce, pek çok rol biçtim.
Yedi Işık Evren sırdır Ankara,
İnsanlık bütündür, BİR’dir Ankara.

Alfa Omegadan aldım ayarı,
Yalnızca Allah’tır bizlerin yâri.
Sessizlikler durgunluğun diyarı.
Yedi Işık Evren sırdır Ankara,
İnsanlık bütündür, BİR’dir Ankara. // 11 Kasım, 2013,Ankara /Çankaya   
             

ANKARA BEYPAZARI

Ankara Beypazarı,
Ağırlarlar yazarı,
İşçimen çalışkandır
Halkı toprak kazarı

Evleri ak beyazdır
Sabahları ayazdır,
Beypazarı Kurusu’n
Yemeyenler pek azdır

Asmaların arası,
Yüreklerde yarası,
Salkım salkım duruyor,
Kaleciğin Karası.

Beypazar’da havuçlar,
Kimler görse avuçlar.
Kule gibi yığılmış
Renkli renkli havuçlar // 27 Temmuz 2013, Cts.ANKARA


ANKARA BANA VERDİN

Ankara yine seni düşündüm, sabahladım
Gözler haram uykuya, kan oturdu: “Ah!”ladım!
Gezindim Kızılay’ı, Şehit Adem Kurumlar
Yağmurlar beni dövdü, yıkıldım sabahladım

Ziyagökalp, Yüksel’den, Müdafa’ya uzandım
Serildim sereserpe, toprak yola uzandım.
Kaldırımlar yatağım, park bahçeler, otağım.
Sabahın sessizliğin, öksürükle bozandım

Bana kader eyledin, bu zorluğu, dayatı
Aradım sert ekmeği, kütür kütür bayatı.
Kara poşet içinde, kara rızık aradım
Ankara bana verdin bu ser sefil hayatı,

Her yer bana alıştı, saç sakala karıştı,
Pejmurde, rint, kalender, her bir kulla bariştı,
Yol üstüne büzüldüm, toprakta, taşta yattım
Çağrı sefil, perişan ne ustayla yarıştı.

Her gören bakıp geçti, kiminin aklı şaştı
İnsanlıktan utandı, dostlar bu hale şaştı
Uykusuz sabahlayıp, park bahçeye uzandım
Bu halleri görenler, mahcup feleği şaştı

Ankara yine seni, düşündüm sabahladım,
Uykuyu kovdu gözler, ömür geçti ahladım,
Yağmur tutu gözlerim, şimşek çaktı ahladım
Gözüm yaşı göl oldu, gölde çimdim pakladım // Cumartesi, 20 Temmuz 2013, ANKARA


HAMAMÖNÜ GÜLBAHÇE’DE,      

Bir akşam arayıp, Ankara sordu,
Geleceğim dedi, muştular verdi.
Güller açtı gönlüm, İrem’i serdi.
Karun oldu mülküm, onuyorum ben
Yanında kavrulup yanıyorum ben

Kabakçı Konağa, Ankara indi,
Gönlümde yaramın sancısı dindi,
Ankara gül koktu, her yana sindi
Ankara, çevrende dönüyorum ben
Yanında kavrulup yanıyorum ben

Mehmet Âkif Parkı, gülle donandı.
Tacettin Veli’de ışıklar yandı.
Ezanlar okundu, ruhlar uyandı
Beden sıtma tuttu, donuyorum ben
Yanında kavrulup yanıyorum ben.

Hamamönü Gülbahçe’de oturduk
Kalpten kalbe giden, köprüler kurduk
Diz dize, göz göze sohbete durduk
Ankara, tutuşup, sönüyorum ben.
Yanında kavrulup, yanıyorum ben

Türküler söyleyip, alkışlar tuttuk
Sobada ısındık, dünü unuttuk
Başka lezzetlerle, lokmalar yuttuk.
Ankara, kıbleğâh dönüyorum ben
Yanında kavrulup, yanıyorum ben

Çaylar geldi, masa, yattı sallandı,
Yanaklar kızıla, döndü allandı,
Sohbet koyulaştı; baldı, ballandı.
Ankara, tutuştum, sanıyorum ben
Yanında kavrulup, yanıyorum ben

Kıpır kıpır, heyecanlı yanımda
Ateş girmiş, kor tutuşmuş kanımda
Unutamam, hep kalacak anımda
Ankara, sevgine kanıyorum ben
Yanında kavrulup yanıyorum ben

Ankara’yla ben Cennet’i yaşarım
Derya, deniz, ummanları aşarım
Sen Ankara, ben Ankara şaşarım.
Ankara, kor ateş, banıyorum ben
Yanında kavrulup, yanıyorum ben

Kordan elleriyle, alev dudağı
Sandım ki girdiğim bu, İrem Bağı
Sinesi volkanik, Erciyes Dağı
Ankara, Gülbahçe anıyorum ben
Yanında kavrulup yanıyorum ben
(27 Aralık, 2013, Ankara/Hamamönü, Gülbahçe, saa19.30)


ANKARA KOCATEPE CAMİİ

Her gelen varlığı arındıracak,
İçinde güzellik barındıracak
Her kim secde etse, arındıracak
Kocatepe Cami, şu Ankara’da
                                               
Gelenler mutluluk, huzuru bulur.
Gam kederi satar, neşeyi alır.
Zaman uçup gitse, ebedî kalır.
Kocatepe Cami, şu Ankara’da

Merhumeyle Merhum helallik alır
Gözü yaşlı dostlar, yanına gelir
Mal mülk, zenginliğin orada alır
Kocatepe Cami, şu Ankara’da

Dostlar bu acıya koşup gelecek
Feryat figan, dağı taşı delecek,
Er, Hatun kişiye, selâm verecek
Kocatepe Cami, şu Ankara’da

Nice heybetliler, sor ne kazanmış?
Kazanmış da taş döşeğe uzanmış
Birkaç sözcük .“doğdu, öldü”yazanmış.
Kocatepe Cami, şu Ankara’da

Fatiha, İhlaslar okunur durur
Evliya, Enbiya buraya yürür
Sıkışan kulunu, her daim görür
Kocatepe Cami, şu Ankara’da

Böyle bir muhteşem, tepede durdu
Her gelen bu Mabet, Mescidi sordu
Türk İslâm mührünü, buraya vurdu
Kocatepe Cami, şu Ankara’da // 25 Nisan 2014, Cuma, Ankara/Kocatepe Camii


ANKARA’DA KUĞULU

Kuğulu’da oturdum ayakları yatırdım.
Yağmur çiseliyorken paçaları batırdım
Kimseler aldırmıyor, bu misafir kim burada?
Mola ver bir seferlik, Kuğulu’da bir dur da.
Ayağımı uzatım birbirine doladım.
Sırtım banka yaslayıp, aklım düşe buladım.
Rahat bir nefes alıp kuşlara yoldaş oldum
Kuğulu’da dinlenip, huzuru burda buldum

Karum, Hilton, Kuğulu dolaştım nefeslendim.
Oturdum Kuğulu’da, kuşlara heveslendim.
Gam kederi süpürüp,  meşakkati atmışlar,
Kuğulu Havuzuna, Zemzem Suyu katmışlar…
Bu çeşmeden içenin dertleri depreşiyor,
Hangi ırk, din, renk olsa bahtı güzelleşiyor
Herkeste sevinç, neşe, mutluluk yüzlerinde.
Kahkahalar tufanı, şen şakrak sözlerinde.

Atılan çekirdeği, bir aşkla kapıyorlar.
Gaga vurup, paylayıp, nasibi yapıyorlar
Ötüşüp, kanat çırpıp, dostça oynaşıyorlar.
Küçücük adımlarla, parkı dolaşıyorlar,
Kimi zaman kur yapıp, kimi kez koşuyorlar.
Zaman zaman ötüşüp, kur yapıp çoşuyorlar.
Gençleri hep el ele, eğlenip geziyorlar.
Kuğulu toprağını, çiğneyip eziyorlar.

Kumruları: “Guk! Guk!..” ötüşüp yemleniyor,
Zihnimdeki Ankara, arınıp demleniyor.
Kuğulu sakinleri Parka ismini vermiş
Bazı rint ve hippiler Kuğulu’ya post sermiş.
Kimi keman, ud çalıp hem de eğleniyorlar,
Atılan paralarla, burda beğleniyorlar.
Bazıları oyunda, bel kırıp döndürüyor.
Yere saçılan para, çalanı güldürüyor.

Ankara, edalı kız; gözlerime bakıyor,
Beni perişan edip, derinlere akıyor.
Başım eğdim gülerek, kaçamak selam verdim.
Gülümsedi yan baktı, dertlerim parka serdim.

Sol yanıma gelerek etek serip oturdu.
Gözlerle, yayı gerip, tam on ikiden vurdu.
“Merhaba! Şair Çağrı !”  dedi de içten güldüm.
Ankara el uzattı, elim tuttu, ben öldüm…
(27 Nisan 2014, Pazar, Kuğulu Park/Çankaya/Ankara)


ANKARA’DA KUĞULU’YA GEL

Yolum düştü Kuğulu’da oturdum.
Yağmur çiseledi hayaller kurdum,
Umutları dizdim, düşleri yordum
Ankara’da Kuğulu’ya gel de gör
Kuğulu’da otur düşlerini yor

Ördekler havuzda takla aşıyor,
Çocuk dostlarına, simit taşıyor
Şen şakrak hepisi burda yaşıyor
Ankara’da Kuğulu’ya gel de gör
Kuğulu’da otur düşlerini yor

Ankara sevgilim bu parka gelsen
Seni Sevdiğimi bir kere bilsen
Kuğulu Park güzel, oturup kalsan
Ankara’da Kuğulu’ya gel de gör
Kuğulu’da otur düşlerini yor

Çocuklar sıyrılıp, ellerden akar
Mazgala yaslanıp, kuğuya bakar
Simitler, ekmekler kuşlara akar
Ankara’da Kuğulu’ya gel de gör
Kuğulu’da otur düşlerini yor.

Ankara, ben seni, özleyip durdum,
Tunalı Hilmi’yi Karum’u sordum.
Kuğulu Park gezdim, bir nefes durdum
Ankara’da Kuğulu’ya gel de gör.
Kuğulu’da otur, düşlerini yor.
(27 Nisan 2014, Pazar, Kuğulu Park/Çankaya/Ankara)


KUĞULU’DA BULUŞMA

Cepte telefon çaldı, uzun uzun konuştuk.
Muhabbet hayli sürdü, Kuğulu’da, buluştuk

Bize hayran olanlar, hep bu parka gelmişler,
Yakından görmek için hazırlanıp yelmişler

Güvenlik çemberinden, aşan eller uzanmış
Elime el sürenler, sanki zafer kazanmış

Her ülke her milletten, gelenler temaşada
Kaynamış mısırların, en güzeli maşada

O boy, endam, hilâl kaş, yürüdükçe yürüdü
Çağrı’ya kement atıp, arkasından sürüdü

Biz birlikte giderken konuklar bakışıyor.
Bize yaklaşan eller, kuvvetle alkışlıyor.

Sevginin şavkı vurdu, Kuğulu aydınlandı.
Bütün ağaç dalları, güvercinle donandı.

Sabırsızlanan sular, havaya fışkıryor
Altında bale yapan, kuğular hıçkırıyor.

Gözyaşım havuzunda, kuğular yüzüşüyor;
Sudan çıkan kumrular, etrafta büzüşüyor.

Kimi kanat açıyor, kimisi sevişiyor,
Atılan yiyeceği paylaşıp bölüşüyor.

Tunalı dinlendirdi, Kuğulu hayat verdi
Kaldırıma bir hanım bayat ekmeği serdi.

Kuğu, ördek, güvercin, serçe hızlı hepsinden
Çaycı tez ol, çay getir; şeker de ver tepsinden

Uluların ulusu, hot Müminler gönlünde
Böyle sevinç görmedi, garip fani ömründe

Bu manzara karşımda, gözlerimden yaş aktı
Etrafta seyre gelmiş, ahali bize baktı

Göz pınarım çağlarken, bunu etraf görüyor,
Havuzla aramıza, çelik surlar örüyor.

İki gözüm lâl oldu, Kuğulu’ya hâl oldu
Kızıl lâller boşandı, Tunalı’da sal oldu

Kızıl sel, yuvarlanıp, büyüyüp, çoğalıyor.
Tunalı Kuğulu’da, kim varsa, kovalıyor

Sığırcıklar pek kızgın, pek de haşin turnadan
Çocuklar ıslanıyor, su fışkırtan kurnadan.

Koşuşan güvercinler, sanki hepisi sözlü,
“Gak! Gak!..”diyen saksağan, kumrudan keskin gözlü.

Gözyaşımla Kuğulu, göleklendi sel oldu
Kumruların gezdiği mekanlar, hep göl oldu.

Nihayet yağmur dindi, kaçanlar geri geldi
Akan sular asfaltı, beton bulvarı deldi

Sonra bir güneş çıktı, etrafı aydınlattı
Görenler, birbirine bu olayı anlattı.

Kuğulu Park bir harap, sular seller karıştı
Çer çöp, yağmur suları, parkelerde yarıştı.

Ellerinde şemsiye kadın erkek bayanın.
Hali perişan olur, bu çamurda kayanın

Kumrular halay durmuş,  serçeler sekişiyor,
Hayata anlam veren duygular pekişiyor

Gözlerden akan yaşlar, fiskiyeden taşıyor,
Bu mutluluk, sevinçle Kuğu Halkı yaşıyor

Sevinç, neşe içinde Kuğular hıçkırıyor,
Kimi valse kapılıp, kimisi bel kırıyor

Kuğulu’da yüzenler kırklara karışıyor.
Dargın, küsler buluşup, topluca barışıyor

Etraftaki çocuklar paytak paytak koşuyor
Güvercinler uçarak, çocuklardan kaçıyor.

Uçuşan kumruların kanat sesleri haşin
Simit, mısır, çekirdek, çay paraları peşin

Kuğulu’ya aydınlık veda edip gidiyor
El sallayıp uzaktan siste selam ediyor.

Güneşten iz kalmadı, kalkma zamanı geldi.
Bizi burda tutan şey, ne yağmur ne de seldi.

Ağır ağır adımla, kalkıp ordan yürüdüm
Çamurlu papuçları, kaldırımda sürüdüm

Tunalı’dan Akay’a ıslak yollardan indim,
Dizlerime güç geldi, sanki al taya bindim

Göz yaşımla yıkanan, havuzu sular aldı
Çağrı bu avazını, Davut misâli saldı.
(27 Nisan 2014, Pazar, Ankara / Kuğulu Park)


DOLAŞ HAMAMÖNÜNÜ

Dünyada Cennet’ini gör,
Dolaş Hammaönü’nü.
Sıkıntı, bun, sitres at,
Dolaş Hamamaönü’nü.

Ankara’nın yıldızı,
Şen, neşeli, gül kızı,
Her dem mest eder bizi,
Dolaş Hammaönü’nü.

Tacettin var Muhsin var,
Yörük Dede, çok sin var.
Günahlardan yoksun var.
Dolaş Hammaönü’nü.

Parktan eser, serin yel,
Dutlu, Fırın koştur yel.
Gündüzde gel, gece gel
Dolaş Hammaönü’nü.

Halkı güleç, gül yüzlü.
Yumuşak ipek, tül yüzlü,
Kızları, ceylan gözlü.
Dolaş Hammaönü’nü.

Dolaşan sefâ bulur.
Halkında vefâ bulur
Dert biter sefâ olur
Dolaş Hammaönü’nü. // 7 Haziran 2014, Pazar, Hamamönü/Ankara


GEL BAKIŞLI, ANKARA

Deli aklım yordu geçti
Sol yanımdan vurdu geçti
Gözleriyle sordu geçti
Al yanaklı, sır Ankara

İçlerinden beni seçti
Sanki hesap sordu geçti
Bir hışm ile vurdu geçti
Selvi boylu, zor Ankara

Kaşı hilâl, gözleri lâl
Dokundukça, olur bir hal
Sanki derdi, yanımda kal
Gel bakışlı, nur Ankara

Çok yoruldum, çok yol aştım
Irmak olup, bendden taştım
Deniz, umman; çok uğraştım
Yanımda sen, dur Ankara

Bire oğul bire Çağrı
Yüreklerde olur ağrı
Görenleri eder sağrı
Canda canı, gör Ankara // 23 Aralık 2014, Salı, Ankara/Çankaya,


BİR GÖR HAMAMÖN’ÜNÜ

Ankara’nın baş seri,
Huzur, mutluluk yeri,
Kucaklar seni eri
Gel gör Hamamönü’nü

Görsen çok zevkten alırsın,
Neşe sevinç bulursun
Kederden kurtulursun
Gel gör, Hamamönü’nü

Âkif Park’ta bir dolaş
Dutlu, Fırın, gez dolaş
Halkınla sarmaş dolaş
Gel gör, Hamamönü’nü

Ahiler, Pîr, Ulular,
Çıkmaz sokak, yolu var,
Tıklım tıklım, dolu var.
Gel gör, Hamamönü’nü

Ne güzel yerleri var
Ahşap, çok evleri var
Ahi, Pîr erleri var
Gel gör Hamamönü’nü

Altındağ görmedin mi?
Akif’e gelmedin mi?
Gelip de görmedin mi?
Gel gör Hamamönü’nü

Cami konakta dolaş,
Dergâh, Türbeleri aş,
Buraya uğrar her baş
Gel gör, Hamamönü’nü

Ankara bir başkadır.
Hamamönü baştadır.
Tacettin bambaşkadır.
Gel gör Hamamönü’nü

Azığın, nevaleni aç
Orucunu, burada aç,
Tacettin’e, koştur, kaç
Gel gör Hamamönü’nü // 8 Haziran 2014, Pazar, Hamamönü/Ankara


ANKARA BİR CADDE

Ankara bir cadde,  adı da Sakarya’dır
Bira, rakı bir bu yerde boğazdan akaryadır
Buralar, hem gençlerin hem de kamil atağı,
Burhâne hüzün yüklü genç yetişkin yatağı,
Rakı, şarap, biranın yeri yurdu burada
İçen, yatan, serhoşla, meyhane, bar sırada

Köprülerde dilenen birkaç kadın yalvarır
Onu duyan yürekte ne bir moral, hal kalır
Dillerinde en kutsal: “Allah Rizası için”
Ellerdeki mendiller satmak için mi, niçin?
Bu işi, en kolay meslek etmiş bazıları
Gördükçe dayanılmaz sızlatır azıları
Ellerinde Atatürk kartları var gençlerin
Tiner, bali çekenler,  leş kokan iğrençlerin  

Kimisinde kalemler, selpak mendil ellerde. 
“Allah’ın Rızası!” var (satış!?) yapan dillerde…
Birkaçı da sakallı,  elde dua kitabı,
Acındırır herkesi : “Ekmek parası için!..”
Sesleniyor beriden “Yavrunun başı için!”
Bu manzara bizleri derinden yaralıyor,
Yürekler dayanmayıp gönlümü paralıyor…

Bazı gençler bir heykel, türlü hal, hareketler.
El yüz, tümden boyanmış, bir ritmik hareketler.
Bu Ankara bir tuhaf, her çeşitten zevat var,
Selanik, Sakarya ve Konur Sokak, hayat var

Meyhaneler dopdolu, dertlilerin yuvası
Sakarya Caddesin gam gasavat havası
Dert yüklenip girenler, içeriye akıyor
Sevinçle neşe içinde, dışarıya çıkıyor
Gam kederle gelenler, buradan mutlu gider
İçkiyi çok kaçıran ederse kendine eder.
(24 Aralık 2014, Çarşamba, Ankara/Çankaya,) 


ANKARA KIZ

Behey Kara Ozan, behey can dostum!
Sensiz, etkinlikler bir tat vermiyor,
Kızılay’ı kestim, Konur’da estim,
Ankara kız, saçlarını sermiyor…

Hoş sohbette, İLESAM’da, akardık.
Kabakçı’da, güzellere, bakardık.
Etkinlikte, salonları yıkardık.
Ankara’ya, şimdi aklım ermiyor.

Sana eğilirdi, geçerken dallar,
Belini kırardın, engelse yollar,
Senin için her dem, saçılan güller,
Ankara’ya sensiz, koku sermiyor…

Kastamonu, Ankara’da göründün,
İnsan olup, toz toprakta süründün
Züpde i âlemsin, ete büründün,
Ankara giz, bize sırrın vermiyor…

Sende hangi hikmet, sende ne sır var?
Gönülden secdede, hikmet, iksir var
Evreni gönlünle sarmalayıp, sar…
Ankara kız, sensiz selam vermiyor

Bütün şehri dolaş, gezin, postun ser,
Kokladığın gülleri say, destur ver.
Bizim için çiçek topla, güller der,
Ankara kız, sen olmazsan, gülmüyor
(29.12.2014, Pazartesi, Ankara/Çankaya)

Not: Zübde-i âlem: Âlemin özü.

MEMLEKET ŞİİRLERİ - 1, Abdullah ÇAĞRI ELGÜN

















TÜRKİYE’M

Türkiye Türkiye vatan Türkiye’m
Dillerde söylenen türkü Türkiye’m
Dağlarların, ovalar, nehir göllerin    
Hasretin içimde dinmez Türkiye’m

Türkiye’m Türkiye’m  canım Türkiye’m
Sana akmak ister kanım Türkiye’m

Ağrı, Süphan, Erciyes’in çok özel
Van, Hazar’la, İznik, Salda’n hep güzel 
Dicle, Fırat, Kızılırmak ne güzel
Sen gibi yâr olmaz bize Türkiye’m

Türkiye’m Türkiye’m canım Türkiye’m
Görenler hep hayran sana Türkiye’m

Cami, Kilise; Havra, dimdik durur
Haham, Papaz, İmam yan yana yürür
Kin, nefret yaşamaz ülkemde, kurur
Hoşgörü direği duran Türkiye’m

Türkiye’m Türkiye’m canım Türkiye’m
Peygamberler yurdu olan Türkiye’m

Sende insan vardır, insanlar hası
Sana uğrayanlar unutur yası
Hazreti Mesih’in gizlenen tası
İstanbul koynunda sırdır Türkiye’m

Türkiye’m Türkiye’m canım Türkiye’m
Ana gibi bir yâr olan Türkiye’m 

Dört büyük din sende aşkla duruyor,
Sıkışan gönüller sana uğruyor
Senin varlığında huzur buluyor
Gönülleri tamir eden Türkiye’m

Türkiye’m Türkiye’m canım Türkiye’m
Geleni bahtiyar  eden Türkiye’m

Ali Şir Nevâî, Kaşgarlı Mahmut
Yunus, Hacıbektaş, Mevlânâ bir kut
Kürşat, Bilge Kağan, Fatihler’e yurt,
Gönüllere akan sevgi Türkiye’m

Türkiye’m Türkiye’m canım Türkiye’m
İlim irfan beşiğisin Türkiye’m

Şehirlerin medeniyet beşiği
Kültürün var çok dinlerin eşiği
Ben Çağrı’yım bu vatanın aşığı
Aksın kanım toprağına Türkiye’m

Türkiye’m Türkiye’m canım Türkiye’m
Çağrı, her dem, sana kurban Türkiye’m (Kayseri, 21  Aralık 2007)


TÜRKİYE’M

Aslı, Kerem; Arzu, Kamber’i bilen,
Ferhat, Şirin; için dağları delen,
Züleyhaca, zindanlara itilen,
Yusuf Yusuf kokan canım Türkiye’m.

Esir olup pazarlarda satılan,
Öz kardeşçe kuyulara atılan,
Çıkarılıp üç akçeye satılan,
Yakup Yakup gözyaşımsın,Türkiye’m.

Dünyaya hükmetmiş Mete Han gibi,
Tonyukuk, Kültiğin, Bilge Han gibi,
Cengiz Han, Attillâ, Timur Han gibi,
Şol gönlümde hanlar hanı Türkiye’m.

Mavi Göksu, Kızılırmak, Sakarya,
İlden ile dolaşarak akar ya?
Yeşil Tuna, öksüz öksüz bakar ya?!.
Irmak ırmak gönle akan Türkiye’m

Herkesçe söylenen söz, dil Türkçede,
Çocuk, delikanlı, il il Türkçede,
Anamın ak sütü, öz dil Türkçede,
Her gün seslendiğim, Türkçe’m  Türkiye’m.

Yıldırım, Fatih’le, Yavuz elinde
Çoşkun akan Kızılırmak selinde
Sevdiğimin gonca, açmış gülünde
Dünyamı süsleyen şiir Türkiye’m
Hoca Ahmet, Yunus, Hacı Bektaş Veli
Esrar Dede, Taptuk, Hacı Bayram Veli
Bosnevî, Pîr Sultan, Mevlâna eli
Kadı Burhaneddin, özü Türkiye’m
Havada savrulan rüzgar, yelinde
Çalınan sazlarda, dergah telinde
Kaygusuz, Pîr Sultan Abdâl dilinde
Yesevî, Nesimi, Mansur Türkiye’m
Namık Kemal, Yahya, Haşim ve Fikret,
Necip Fazıl, Mehmet Âkif’e şükret,
Niyazi Yıldırım, Atsızca fikret
Fikret, Haşim, Yahya Kemal Türkiye’m.

Ana vatan, ülkem, canım Türkiye’m,
Dünya mücevheri, kanım Türkiye’m,
Çağrı der ki: “Anam yârim,Türkiye’m,
Türkiye’m Türkiye’m benim Türkiye’m.


MEMLEKETİM TÜRKİYE’M 

Erzurum’da Dadaşların sekiyor;
Erzincan'da maden suyun akıyor.
Fırat'ın köpürüp coşup taşıyor;
Toprağımsın, vatanımsın Türkiye’m.
        
Afyon'unda dağlar yüce mi yüce,
Dumlupınar Sakarya'dan iyice;
Eskişehir, gecelerden şen gece,
Anam, bacım, kardeşimsin Türkiye’m.
        
Ankara'da Tiftik, Mernos yünlüdür,
Van'da renk renk gözlü kedin ünlüdür,
Sivas'ın bıçağı, Kangal bellidir.
Anam, yarim, memleketim Türkiye’m.
        
Başkentinde pişer ekmeğin, aşın;
Antalya'da durur Derme ve Kaş’ın,
Pamukkale'n beyaz, kar ve güneşin,
Bir eşin yok şu dünyada Türkiye’m.
        
Erzincan'da duman dumandır başın.
Erciyes'te beyaz, örtülü saçın,
Ağrı,,Cûdi,Süphan göklerde başın.
Doyulur mu hasretine Türkiye’m?
                                     
Şehirlerin süslenerek yürüyor,
Koyun, kuzun dağlarını bürüyor,
Kısrakların dolu dizgin iniyor,
Şahlanışın kıskandırır Türkiye’m.
                           
Kızılırmak Kızıldağ’dır kaynağın
Fırat'ının köpüğünde berrağım.
Yeşil ırmak, yeşil cennet durağım.
Çiçek çiçek bahçemizsin, Türkiye’m.
                                     
Erzurum'da Palandöken'in nurdur.
Adıyaman kovanında saf baldır.
Bursa ,Bolu cennetinden diyardır.
Sen renklerin cümbüşüsün Türkiye’m.
                           
Yunus'un, Mevlânâ ve Hacıbektaş,
Hot Mümin gönlünde oldular bir baş
Türk mührü vurdular, diktiler çok taş
İnsanlığın yüreğisin Türkiye’m
                                    
Aksaray’la, Sultanahmet durağım,             
Fatih, Şehzade’dir her gün uğrağım.
Ayasofya, Topkapı’dır sarayım
Boğazların köprüsüsün Türkiye’m.

Çağrı der ki: “Meşhur oldu Van Gölün.”
İlimle irfanı, bu yurtta bulun
Akşehirli Nasrettin’e pek gülün
Şen gönüller sultanısın Türkiye’m. (Kayseri, 28 Nisan 1999)


BU BENİM MEMLEKETİM

Dağları koyun dolu,
Orman patika yolu,
Uzanır bana kolu,
Bu benim memleketim.

Edirne Kars Kosova
Yanar gönlümde yuva
Su çeker kova kova
Bu benim memleketim

Dağlarında üzüm var
Söylenmemiş sözüm var.
Orda  iki gözüm var
Bu benim memleketim

Memleketim dereli
Askeri var bereli
Sor yolcuya nereli?
Bu benim memleketim.

Yaylasında çiçekler
Sevdalıdır böcekler
Soğuk, buz içeçekler
Bu benim memleketim.

Ben, doğdum baharında,
Kışında ve karında
Güzellik var yarında
Bu benim memleketim.

Havası bir suyu bir
Köy köy dolaş, huyu bir.
Örf, adeti, toyu bir
Bu Benim memleketim

Diyarbakır, Karslısı,
Edirne, Maraşlısı,
Çağrı hilâl kaşlısı,
Bu benim memleketim (Kayseri, 28.04.1999)


SİSLİ ERCIYES

Kayseri güzeldir bağları bostan,
Alidağ, Yılanlı, Erciyes aslan.
Her çeşit sebzeyle dört mevsim beslen,
Türkülerle coşup sevdayla seslen

Gam yüklü, dert yüklü yaslı Erciyes,
Başı duman duman, sisli Erciyes.

Erciyes'te mantar, balın kovanla,
Ne de güzel yenir peynir, soğanla,
Dağda ot sürerler, öküz, düvenle,
Soğuk suyun zemzem çok iç güvenle.

Gam yüklü, dert yüklü yaslı Erciyes,
Başı duman duman, sisli Erciyes.

Benim gibi dert yüklenmiş başın var,
Eteğinde eksilmeyen kışın var.
Ağustos ayında karlı başın var.
Tekir ile Develi'de Kuşun var.

Gam yüklü, dert yüklü yaslı Erciyes,
Başı duman duman, sisli Erciyes.

Bencileyin başın dertte mi senin?
Hasmın mı var, korkun, dostta mı senin?
Harmanın, ekinin deste mi senin?
Niçin, başın duman, yasta mı senin?

Çağrı’ca gam yüklü, yaslı Erciyes,
Başı duman duman, sisli Erciyes. (Kayseri, 25  Mart 2005)


HEY, ERCİYES!  

Hey Erciyes, başın neden dumanlı?
Ali Dağı derler, şöhretli, namlı,
Hisarcık, Talas’ın villalı, damlı.
Derdi çok, gamı çok,  mağrur Erciyes.
Başı her zaman kar, duman Erciyes.

Saçında kıların,  beyaz bürümüş,
Akan suyun Çaybağlara yürümüş,
Beyaz karın Ağustoslar kürümüş,
Gam kervanı rüzgarlara yüklerim,
Dost yüzleri doruğunda beklerim.

Yaylana çıkanlar seni bilirler,
Cümle halkın eteğine  gelirler,
Bozkurtların doruğunda ulurlar,
Sen gibi güzel dağ, var mı Erciyes?
Sana da bu yerler, dar mı Erciyes?

Nice uygarlıklar sende kurulmuş,
Boyuna bosuna çok bey vurulmuş,
Seni görmek için çadır kurulmuş.
Gizle güzelliğin, bürün Erciyes,
Gizli gizli, bana görün Erciyes

Çağrı der. “Güzellik, sade sende var,
Sürmeli kaşların,yüzde ben de var.
Boyun, posun, edân bilmem kimde var?”
Al yeşil süslenip beslen, Erciyes,
Ali dağ, Talas’a yaslan Erciyes. (Ankara, 4 Mayıs 2012)


GÖNÜLLERI YAK ERCIYES

Yazın kışın belli değil,
Sevdaların elli değil,
Ayık, sarhoş belli değil,
Ah, Erciyes vah, Erciyes!
Gönülleri yak Erciyes.

Erciyes'ten geldim geçtim,
Tekir Pınarı'ndan içtim,
Sevenimden ayrı düştüm,
Ah, Erciyes vah, Erciyes!
Gönülleri yak Erciyes.

Yeni ormanı, meşesi,
Talas, Alidağ köşesi,
Aşk için derde düşesi,
Ah, Erciyes vah, Erciyes!
Gönülleri yak Erciyes.

Yükseklere kurulmuşsun,
Sanar herkes yorulmuşsun,
Kaç güzele vurulmuşsun,
Ah, Erciyes vah, Erciyes!
Gönülleri yak Erciyes.

Çağrı sana hürmetkârdır,
Başın beyaz ala kardır,
Yükseğinden dünya dardır,
Ah, Erciyes vah, Erciyes!
Gönülleri yak Erciyes. (02 Şubat 2001/Kayseri)


ERCİYES

Kışın gidip bahar, yazın gelince,
Akar suyun kar, bulanık Erciyes.
Karların eriyip, çiçek derince,
Dağlarında, kekik kokar Erciyes.

Doruğuna çıkanlara haber sor?
Yakar soğuk, yüzler solar, alev kor.
Senin yükseğine tırmanmak, ne zor!
Ak saçları, lüle lüle Erciyes.

Rengarenk doruğun, çayır çimenin.
Yaban atın, mor sümbülün, çimenin,
Göletine, dalıp dalıp çimenin,
Bir daha, su yüzü görmez Erciyes.

Gelincik, köstebek, bıldırcın, keklik,
Üç bin metre yükseğinde, bir teklik,
Hörgüç Kaya, Kuzey Buzul’da yüklük,
Şeytan Dere’n, Süt donduran Erciyes.

Mangallar yakılmış eller tütsüde.
Çadırlar kurulmuş keçe, üstü de.
Erciyes’in başı duman, tütsüde.
Çayır, çimen, kekik kokan Erciyes.

Yaylana çıkınca Çağrı der: “Sek sek!”
Pastalar, börekler, şişkebap ve kek
Göklerdeki başın, der ki: Tanrı tek!..
Başına, çiçekler takan Erciyes. (24 Haziran 2000/Kayseri)


KAYSERİ’YE SÖZÜM VAR

Anamsın, yarimsin, ey güzel belde,
Erciyes, Alidağ sevgin gönülde,
Rahat olur muyum hiç gurbet elde?

Derdimle ah edip inle Kayseri!
Sana çok sözüm var dinle Kayseri!

Başın karla, duman, Erciyes yüce,
Şahlanmaz mı gönül, seni görünce?
Sular, köpük köpük, selin delice,

Derdimle ah edip inle Kayseri!
Sana çok sözüm var dinle Kayseri!

Erciyes’te niçin karın erimez?
Yüzün asık, gülücükler bürümez,
Rüzgârın var, kar, kütüğün sürümez

Derdimle ah edip inle Kayseri!
Sana çok sözüm var dinle Kayseri!

İçip eteğinde bir tascık ayran,
Çiçeklerin renk renk kalırım hayran,
Çıksam doruğuna, eylesem seyran,

Derdimle ah edip inle Kayseri!
Sana çok sözüm var dinle Kayseri!

Seyrânî  Beldesi halıyla dolu
Hisarcık, yemyeşil,Talas sağ kolu
Dolanı dolanı, Develi yolu

Derdimle ah edip inle Kayseri!
Sana çok sözüm var dinle Kayseri!

Alidağ’dan Kayseri’ye bakılır,
Siyah göze kara sürme çekilir
Yazın eteğinde tohum ekilir

Derdimle ah edip inle Kayseri!
Sana çok sözüm var dinle Kayseri!

Erciyes’e çıkanların hep bilir
Kurultay’a dünya boşanır gelir
Bulgur pilav’, ayran, yufkayla yenir

Derdimle ah edip inle Kayseri!
Sana çok sözüm var dinle Kayseri! (Kayseri, 21 Mart 2005,)


VATAN KAYSERİ

Memleket, milletim, vatanım, anam;
Bu toprakta şehit, yatanım anam,
Kanını, toprağa katanım anam,
Kayseri Kayseri, Vatan Kayseri,
Ey, benim gönlümde yatan Kayseri!..

Özlemim kor tuttu buz, Erciyes’te
Kanım başka coştu buz, Erciyes’te
Sevgiler delice kız, Erciyes’te
Kayseri Kayseri, Vatan Kayseri,
Ey, benim gönlümde yatan Kayseri!..

Tekir yaylasını etseniz seyran,
Gelincik, çiğdeme kalırsın hayran,
Hele, yanında da olursa ayran,
Kayseri Kayseri, Vatan Kayseri,
Ey, benim gönlümde yatan Kayseri!..

Akkışla’da Şölen, Bünyan’da halım,
Erciyes’te karın, Tekir’de balım,
Alidağ, Yılanlı; sarmaşık gülüm,
Kayseri Kayseri, Vatan Kayseri,
Ey, benim gönlümde yatan Kayseri!..

Ayrılık yüklenir, türküler bende,
Çağrı, şaha kalkmış, azısı, gemde,
Sılaya bir varıp gelsem, hemen de,
Kayseri Kayseri, Vatan Kayseri,
Ey, benim gönlümde yatan Kayseri!..(Kayseri, 22 Mart 2005)

                 
KAYSERİ’YE

Bu toprağı Türk edenler sizsiniz,
Muhammed diniyle yoğrulan ruhlar.
Ezan ezan minaremde sesiniz,
Türk’ün yüce dileğini sayıklar…

Baldöktü Camii, İmam Mustafa(1),
Duyanlar sesini, meftun kaç defa,
Gönüllerde alev, volkan kaç safa
Tüyler diken diken, ruhu, sayıklar…

Ezanı, Mustafa okuyor iken,
Kaç putu gaipten yerlere yıkan,
Bedenim secdede, tüylerim diken,
Ruhum Kudüs, Mekke, Kâbe sayıklar…

Ezan ezan, gönüllerde yüceler,
Kayseri, seherde âyet heceler
Bu niyazla yatılır mı geceler?
Başucumda Kur’an, Allah Sayıklar…

Mağrur Erciyes’im başın pek yüce
Yürekler coşmakta seni görünce,
Soğuğun, ayazın hepten delice,
Hoyrat eser kir, isini sayıklar…

Akkışla’mın pazarlarını seyran,
Türkmen kızlarına olursun hayran.
Elinden bir yudum içersen ayran,
Bir bir yatar olur artık bıyıklar…

Türkmen kızın nakışında alı var,
Sürmesi var, hızması var, şalı var
Dağlarında çiçek çiçek balı var
Görenlerin hep Türkmen’i sayıklar

Kesdoğan'da suyun akar, toz duman
Ağustosta buzdur suyun, el aman
Hele de elması vay aman aman,
Tatmadan geçerse onu sayıklar...

Bilirim yoğurdun taş gibi olur
Sütün hiç bozulmaz, baş gibi olur.
Üsküdar, Pamucak yaş gibi olur
Yaylaların göbeleğe doyuklar…

Bünyanlımın tezgâhında halı var,
Nakış nakış, renk renk örmüş alı var.
Develi’de yiğit desen dolu var
Sultan Sazlığı’nda yüzer kayıklar…

Saydım kuş çeşidi, üç yüze yakın.
Tan vakti, seherle sabaha yakın.
Sanırsın serhadde yapıyor akın
Herhalde uçmağa artık doyuklar

İncesu’da insanların hasını,
Dolu verir boş olsa da tasını,
Gurbette yiğidin yari, hasını
İnce eleyip, sık dokuyup sayıklar…

Pınarbaşı soylu kısrakla dolu.
Pazusu sert; yiğit, bileği, kolu.
Silahı elinde, açarak yolu,
Yiğitlikte, Kültiğin’i sayıklar., (Kayseri, 24  Mart 2005)
(1)Kayseri Mimarsinan Mahallesi imamı Mustafa ERYILMAZ,
(Akkışla / Kululu doğumlu)


KAYSERİ  

Alidağ,Yılanlı ve Erciyes'in,
Dumanı eksilmez yazın ve kışın,
Kayseri'ye düşer ise bir işin,
Dolaş da git Talas'ımı arkadaş.

Sucuk, pastırması ünlü Kayseri'm,
Siyaseti açık, günlü Kayseri'm,
Şehirler içinde ünlü, Kayseri'm,
Oyna da git, Bızdık'ımı arkadaş .

Yurtların içinde yurt bulmuşuz biz,
Kurtların içinde kurt olmuşuz biz,
Bir bulanmış, bir durulmuşuz biz,
Erciyes'e uğra da git arkadaş.

Akkışla, Bünyan, Develi, Yahyalı,
İlçeler içinde en güzel âli,
Dağlara serilmiş ipekten halı,
Tekir'imden, bir su iç git, arkadaş.

Kayseri Kayseri, Kayseri bağlar,
Gesi de türküler, Kayseri çağlar,
Erciyes,Talas’ı sırtına bağlar,
Balı, Erciyes'ten al git arkadaş.

Kayseri dediğin bir uzun hece,
Bahtiyar, ışıklı ve nurlu gece,
Erciyes'te yollar zor, bir bilmece,
Hisarcık'a uğra da git arkadaş. 
Yazı kışı olmaz Kayserimiz'ın,
Karı eksik olmaz Kayserimiz'ın,
Tadına doyulmaz Kayserimiz'ın,
Akkışla'ya uğra da git arkadaş.

Her yolcunun arzu, emeli olur,
Binalar kurulur, temeli olur,
Bünyan'da halılar düğmeli olur,
Uğra da git Bünyan'ıma arkadaş.

Kavunu, karpuzu pek etli olur,
Patlıcan, biberi lezzetli olur,
Yemeden gidenler, hep dertli olur,
Sebzesini, bir tat da git, arkadaş.

Çağrı’yım, çağlarım coşkun akarım,
Çıkıp Alidağ’da, seyre bakarım,
Bu vatana göz dikeni yakarım,
Uğrada git Erciyes’e arkadaş.(Kayseri, 25 Mart 2005,)

ERZİNCAN DEPREMİ       

Toprağını ufalayıp eledin,
Harmanlayıp çamuruna beledin,
Afetini neden burda denedin,
Feryadına dayanılmaz Erzincan.

Kahpe felek kırdı tutan kollarım,
Geçilmiyor asvalt olan yollarım,
Çığlık atar yer altından güllerim,
Savruluyor tufan gibi Erzincan.

İftarına ramak kala gürledi,
Candaşlarım sokaklara fırladı,
Yuvasında kalanları sırladı,
Can çekişir afetiyle Erzincan.

Dış ülkeden dostlar yardıma gelir,
Depreminde niceleri can verir,
Bunu duyan dostun yüreği erir,
Günaha mı girdin nedir Erzincan?

Felek bunu bana niçin yaparsın?
Oruçlu ağzımı nasıl kaparsın?
Senin dinin yok mu neye taparsın?
Memleketim şen toprağım Erzincan.

Çağrı der ki: Bu ay ramazan ayı,
Yoktur çok günahım düşmezdi payı,
Kayıplar hakkında bilinmez sayı,
Kırdın kol kandım, yıktın Erzincan. (Kayseri, 16 Mart 1993)


GÜL ERZİNCAN

Cadırlar kurulmuş taşa,
Dizilmişler hep baş başa,
Apartman ören yerleri,
Görenlerin aklı şaşa,
İl Erzincan, gül Erzincan,
Bir defa da gül Erzincan.

Binaların harap olmuş,
Halkın camilere dolmuş,
Komşu ülkeden gelenler,
Yerde ceset arar olmuş,
İl Erzincan, kül Erzincan, 
Bir defa da gül Erzincan.

Duyanlar hep “Vah!.” ediyor,
Cesetler salda gidiyor,
Kader sana ne diyeyim?
Yürekler koptu gidiyor,
İl Erzincan, gül Erzincan,
Bir defa da gül Erzincan.

Maden suyun aka durur,
Kuru terek baka durur,
El ekmeği yenmez her gün,
Sana kimler baka durur ?                                                                                                              İl Erzincan gül Erzincan
Bir defa da gül Erzincan.

Bakırın hep ün getirir,
Koyunların yün getirir,
Çıplak ayak, aç karınlar,
Er şanına ar getirir,
İl Erzincan, gül Erzincan,
Bir defa da gül Erzincan.

Bu ne büyük bir afetmiş,
Bu kanunu kimler yapmış,
Allah’tan gelen afete,
Bilmem ki kimler sebepmiş,
İl Erzincan, gül Erzincan,
Bir defa da gül Erzincan.

Sen Erzincan ben Erzincan,
İyi haber sal Erzincan,
Kaldım yetim beş yavruyla,
Allah’ından bul Erzincan,
İl Erzincan, gül Erzincan,
Bir defa da gül Erzincan.

Hey Erzincan, vay Erzincan!
Bu Çağrı’yı duy Erzincan!
Bütün yaptığından sonra,
Senin kafan kel Erzincan…
İl Erzincan, gül Erzincan,
Bir defa da gül Erzincan. (Kayseri, 25 Mart 1993)
Erzincan depreminde göçük altında kalarak rahmetli olanlara.


UÇAN ERZİNCAN

Toprağını bir tığ gibi savurdun,
Yavruları bodrumlarda kavurdun,
Sen adını niçin böyle duyurdun?

Başında baykuşlar uçan Erzincan.
Masumun kanını içen Erzincan.

Yollarını neşter ile doğradın,
Nicelerin zindanlara bağladın,
Yürekleri kor ateşle dağladın,

Başında baykuşlar uçan Erzincan.
Zelzeleyle yere geçen Erzincan.

Hep soldu çiçekler yerde kuruyor,
Gafil kullar akibetin soruyor,
Bana inme indi içten vuruyor,

Başında baykuşlar uçan Erzincan.
Ezan vakti birden göçen Erzincan.

Bir aciz kuluz ki kulluk ederiz,
Halimiz sorana bilmem ne deriz?
Günlerdir çaresiz hep derbederiz,

Başında baykuşlar uçan Erzincan.
Vakit iftar vakti çöken Erzincan.

Çöktü mağazalar, dükkan ve evler,
Yürüdü betonlar el vurdu devler,
Yangınlar çoğaldı, yüksek alevler,

Başında baykuşlar uçan Erzincan.
İçinde Çağrı’yı seçen Erzincan. (Kayseri, 28 Mart 1993)

MEMLEKET ŞİİRLERİ -2, Abdullah Çağrı ELGÜN

MEMLEKET ŞİİRLERİ 2

TÜRKMEN TÖRESİ

Davul, zurna, kös vuranda kışımız,
Ay yıldızlı bayrak, düğün işimiz,
Halaylarda kadın kızan başımız,
Türkü söyler, oynar, aşık atarız.

Keçe teper, soku döğer, bazımız,
Tandırlarda ekmek eder kızımız.
Dur durak yok, çalışmadır işimiz,
Harman eder, tığ savurup atarız.

Güz gelende, hasatları katarız,
Buğda, arpa, pekmez şehre satarız,
Bolluk olur, düğün dernek yaparız,
Evleneni, yeni eve atarız.

Kaleden kaleye, şahin uçurup,
Köprülerden atla, gelin geçirip,
Düğün halayına şerbet içirip,
Seğmenlerde, nice kurşun atarız.

Neşe saçar, Türkmenler’in düğünü,
Konuklara boldur, düğün öğünü,
Böyle geçer, Türkmenler’in bir günü,
Testi kırar, para saçar, atarız.

Kamaları kından çekip sekerek,
Gönüllere bir heyecan ekerek,
Geceleri meşaleler yakarak,
Sinsin oynar, yumruk sallar atarız.

Çifte davul ile konuk karşılar,
Bunu duyan gelir, cümle komşular,
Akşam ezanında, sığır karşılar,
Saparsa yollara, ağaç atarız.

Genç kızları, türkü söyler damlarda,
Türkmen yiğitlerin, gözü camlarda,
Gönüller şen olur, kalmaz gamlarda,
Gam kederi yıkar, siler atarız.

Almaya gidince, gelin kızımız,
Yol parası ister, bizde bazımız,
Sorgu, sual derken, düğün hızımız,
Kesmez; davul zurna, tokmak atarız.

Gençler hiç uyumaz, şafağa kadar,
Oyunda yüzüğü bulana kadar,
Oynanır, geceden sabaha kadar,
Yenilene, birçok sopa atarız.

Bazı köşelerde koyun koyuna,
Uyuyanı, getirirler oyuna,
Bir güzel boyayıp, döner koyuna,
Boyananı dışarıya atarız.

Cirit için, meşe sopa keseriz,
Töremizce her kış, saya keseriz,
Tayla at koşturur, boğa keseriz,
Kangal köpeğine kemik atarız.

Güz gelende koynu, koça katarız,
Soğuk olsa ağıllarda yatarız,
Tarhanaya yarpuz, nane katarız,
Posttan aba yapar, sırta atarız.

Yemeklerde türlü türlü aş olur,
Evcilleşmiş, yabanlardan kuş olur,
Sert kayadan soku olur taş olur,
Sapan örer, taş bağlayıp atarız.

Sokularda “yarma”, damlarda “loo!” var.
Hayrette, şaşmada “Valla!” ve “Voo!” var.
Pungut, hedik, bulgur, isim “Halloo!” var.
Çorba içip, pilav, ayran atarız.

Yemeklerde, kırk kazanı kaynatır,
Yeni yetme, güzelleri oynatır,
Et kurutur, kütük üstüne satır,
Kaburgasın kırar, ödü atarız.

Akşamınan, çok yorulup yatarız,
Ağrı sızı kalmaz, yükü tutarız,
Türlü türlü rüyalara, yatarız,
Çağrı, doğru söyler, doğru atarız. (Kayseri, 21 Aralık 2007)


GÜZEL ATLAR DİYARI

Araratas, Tuvana, Katpatuka, Hattuşil,
Kızılırmak’tan gelir, yağlı toprak özü, mil,
Urgüp ve Avanos’ta, çanak, çömlek pişer, kil,
Yedikat şehir altı; güler, oynar; çalar zil,
HARİKALAR DİYARI, PERİLERİN MEKÂNI,
SENİN ADIN MUŞKARA, ŞEHİRLERİN HAKANI.

Leon, Fravun, Neron; zalimdi, dünya gördü,
Üçü de zûlmedici, halkını yurttan sürdü,
İkonalar gizlendi, Kıptier zulüm gördü,
Türk‘ün  hoşgörüsünde, halklar huzura erdi.
GÖLLÜ DAĞIN, MELENDİZ, ERCİYES, HASAN DAĞI,
ALTMIŞ MİLYON YIL ÖNCE, OLDU MİYONSEN ÇAĞI.

Bir inancın uğrunda, kayalara ev yaptı,
Paşabağlı Keşişler, inzivada ün yaptı,
Hiristiyan olsa da, tek bir Allah’a taptı,
Dört kitaba inandı, Müslümanlığı kaptı,
ALADAĞLAR’IN KIZI, HER YERDE, AVAZIN VAR,
KAPADOKYA YILDIZI, NAĞME YÜKLÜ SAZIN VAR.

Leon yasaklasa da, İkonalar yitmedi,
Keşişler kaya evde, İnzivalar bitmedi,
Oyma taş Kiliseler, Hıristiyan yetmedi,
Gülşehir, Paşabağı, Burgut’a us yetmedi,
NEVŞEHİR, TÜRKİYE‘NİN, KULE EVLER DİYARI.
IHLARA VADİSİNİN, YOKTUR BENZER, AYARI.

Katpatuka, Pers adı; Burgut, Başhisar adı,
Tabal Kırallığının, Tuvana idi adı,
Pontus, Galat, Makedon, Roma, Bizans yaşadı.
Ne onlardan bir nişan ne de kaldı bir yadı .                 
TARİH KİTAPLARINDA, ARAPSUN’DUR, GÜLŞEHİR . 
ŞEHİRLER PADİŞAHI, MUŞKARA’DIR, NEVŞEHİR.

Türkiye’m, Türk güzeli, çok muamman, gizin var?
Nevşehir, Ürgüp, Göreme; söylenmemiş sözün var.
Kapadokya, Ihlara; içinde çok sızın var.
Turistler cennetisin, Peribacan, özün var.
TUVANA, GÖLLÜDAĞI, DAMSA HALKIN DURAĞI,
FİRİK, SÜMER, YATAĞI; MED, PERSLER’İN UĞRAĞI.         

Eşekli Kütüphâne’n, Karain, üzüm dolsun.
Paşabağı, Evenes, Zelve, Uçhisar, olsun. 
Kuşgözlem, Melegübü, kurşlar cenneti olsun.
Dillere destan adın, Tuvana ünle dolsun.
PERİ BACALAR KIZI, HER IRKTAN NEFESİN VAR,
NEVŞEHİR’İN YILDIZI, YÜREKLERDE SESİN VAR.

Arap, Emevi, Selçuk, Hittler’den diyarsın.
Her zihinde sen varsın, gönüllerde bir yârsın.
Ihlara Vadisi‘nde, yeni açmış baharsın.
Selvi boylu, yağız Türk, kaç gönülü yakarsın?
DALGALANAN BAYRAĞIN, YILDIZI ve de AYI,
GÜZEL ATLAR DİYARI, NEVŞEHİR’İN TOR TAYI.

Şiir şölenlerinde, şairlerin yarışır,
Düğün, toyun ses verir; sesler, sese karışır,
Minarelerde ezan; Haham, Papaz çağrışır,
Hoşgörü ortamında, ırklar, ırkla yarışır.
NEVŞEHİR’İN GENÇ KIZI, ŞEN ÜRGÜP’ÜN ŞEN YÂRİ,
TÜRKİYE’MİN GELİNİ, HARİKALAR DİYARİ … Ankara, 19 Mayıs 2009


ÜRGÜP, NEVŞEHİR

Çanak, çömlek ocağı, killerin nehri,
Peri pacaları, yer altı şehri,
Düşlerin ülkesi, hayâller şehri,
İnsanı hünerlı; Ürgüp, Nevşehir,
Vadileri sırlı;  Ürgüp, Nevşehir. 
                                                                                             
Minareler gibi, Peri bacası,
Derin Kuyu derler, ünlü locası,
Gülşehir, Avanos, gülün goncası,
Akasya gülleri boldur Nevşehir,
Çanak çömlekleri doldur  Nevşehir.
                                  
Bir çok tümülüste, Hakan Mezarı,
Kaya KiIisesi, Çeş’te mezarı,
Toplamış şenliğe, şair, yazarı,
Düğün dernek eder, çoşar Nevşehir,
Hiç kabına sığmaz, taşar Nevşehir.

Paşabağı; Keşiş, inziva yeri,
Yiğitlikte yoktur eşi, benzeri,
İşçimen, tacirdir, geçmişten beri,
Esnafı, tüccarı  ünlü,  Nevşehir,
Misafir, turitsti günlü, Nevşehir.

Ihlara Vadisi, Asmalı Konak,
Tepede, zirvede; yapılmış sunak,
Gomeda Vadisı, Damsa’sı, durak,
Filimler diyarı; ürgüp, Nevşehir,
Ataların yadı;  ürgüp, Nevşehir.

Sarnıç, Taşkın, Dinler, Aküzüm Otel,
Refik BAŞARAN’ın Sazı’ndaki tel,
Misafir cenneti, Şen Ürgüp’e gel
Saza, söze, çümbüş olan Nevşehir,
Tarihlere ibret olan Nevşehir

Çanak çömlek, şarap, pestil, kermesi 
Kara üzüm, bağ yaprağı, sarması 
Halıyı, kilimi, yere  sermesi,  
Şaraplık üzümü, ünlü Nevşehir,
Bağ ile bahçesi, güllü  Nevşehir.

 “Şen olasın Ürgüp Dumanın tütmez”,
Tarhananın tadı, ağzından gitmez,
Evinde misafir, turisti bitmez,
Turistler cenneti, olan Nevşehir,
Yedikat şehirle, dolan Nevşehir.

Ovmaç, taka, boğmaç, köftor, erişte,
Alınteri döker, koşar her işte ,
Hitit, Firik, Asur, bir de Kaniş’te,
Nice tapun durur; Ürgüp, Nevşehir,         
Yer tutmuş oturur; Ürgüp, Nevşehir,
                                     
Kamelya, akasya, leylâk, fesleğen,
Sıcak şarapları, testi ve leğen,           
Sabah güneşidir, yüzüne değen,  
Tatili bir başka, olan Nevşehir,
Gönüllerde bır iz kalan Nevşehir.

Topuzdağ’dan güzel, yüzüne bakıp,
Balonları gibi, göklerde akıp,
Efsane aşklara, meşale yakıp ,
Beyaz atlar gibi, koşan Nevşehir,
Dağ dağ gönülleri, aşan Nevşehir. 

Her mevsim açınca, gonca gülü hoş,
Gül dalında şakır bülbülleri hoş,    
Güzel, beyaz atlar, çılgın ve sarhoş,                                               
Beyaz ellerinden tutsam Nevşehir,
Bir gece koynunda, yatsam Nevşehir, 

Avladağ Tepesi, ruhları yaksın,         
Erciyes, ak karı, eriyip aksın,
Bu vatan ateşi, hep beni yaksın,
Beyaz atlar gibi koşan Nevşehir,
Namı, ülkemizden, aşan Nevşehir. (19 Mayıs 2009 ANKARA)


VATAN AŞKIM

Bu canım toprağa fedadır benim
Kanımla toprağı kar; vatan aşkım
Bir huzur içinde yüce gönlümü
Diyardan diyara  sür, vatan aşkım

Toprak et bedenim, savur dağlara
Karışsın toprağa, can; vatan aşkım
Kemiklerim sınır olsun dağlara
Serhadlerde gözcü, kal; vatan aşkım

Vatan toprağına serilsin beden
Toprakla belensin, ten; vatan aşkım
Tanklar arkasına gerilsin beden
Vatan sevdasına, doy; vatan aşkım
                                             
Zincir kelepçede sürünsün beden
Bu akan kanımla  dol; vatan aşkım
Başım toprağında, çarmıkta beden
Taştan yastıklara, doy; vatan aşkım

Tüm vatan sathında duyulsun ünün
Gönüllere bir aşk, sal; vatan aşkım
Bir efsane olsun yaşanan günün
Geleceğe destan, kal; vatan aşkım

Kanım damla damla akıp uğrunda
Yüreklerde bir iz, kal; vatan aşkım
Bilesin ki Çağrı senin uğrunda
Ölmeyip sürünse, az; vatan aşkım (21 Mayıs 2009 ANKARA)


VATAN İÇİN    

Yüreğim mangaldır, yumruğum  güçlü
“Vatan” sözü geçse hassasım içli
Adım Türk’tür benim doğuştan güçlü
Gücümüze güç kat, kar vatan için

Kalbur gibi yürek bende güç bende
İlim bende irfan bende uç bende
Kalem bende, silah bende, güç bende
Âlimlere ilmi, sor vatan için

Gökyüzünde yıldızları keşfettik
Dünyaya duyurduk, adın neşrettik
Türk mührünü vurduk, yazdık neşrettik
Cehalete zincir vur vatan için

Rasathâne kurduk, ayı hapsettik
Tanjant, kotanjantın hep hesap ettik
Aradaki uzaklığı keşfettik
Tarihlere bizi, sor vatan için

Balibali tek dil diye duyurdu,
Bir alfabe bulup Türkçe buyurdu
Bunu Türkçe alfabeye uydurdu
Ne yapmış atalar, gör vatan için

Akşemsettin mikrop buldu ürede
Behçet Hastalığın adı nerede?
Piri Reis dünya çizdi kürede
Kucakla milletin, sar vatan için

Yunus, Hacı Bektaş ve Bayram Veli
Sinan’ın mabette hünerli eli
Müzikle tedavi, kalmazdı deli
Kimdi, İbn-i Sinâ, sor vatan için? (25 Mayıs 2009 ANKARA)


BİL VATAN AŞKIM 

Bu güzel vatana, canlar ekilir
Serhatlere, nice yiğit dikilir
Düşman bassa, apoleti sökülür
Gönlümüzde taht, kal vatan aşkım

Şimdi şikâyetim kendi kendimden
Çağlayıp coşarak çıktım bendimden
Bana miras kaldın yedi ceddimden
Gönlümde huzur ol, dol vatan aşkım

Sürüldükçe hiç yılmadım Vallah’a
Dua ettim Yaratan’a Allah’a
Sağlık, huzur gitti, yanmışık “Ah!”a
Kanımıza girip, dol vatan aşkım

Suçlu suçsuz, zindanlara atıldık
Hapis olup, koğuşlara katıldık
Mesih gibi, dost eliyle satıldık
İstikbali teptik, bil  vatan aşkım

Senin için, işkenceye katlandık
Sürgünlere gider iken atlandık
Bitmez heyecanla hep kanatlandık
Geçtik serimizden, gül vatan aşkım

Kimi gün fişlenip kimi soyulduk
Kimi zaman nezarete koyulduk
Mahallede ünümüzle  duyulduk
Başım dik, alnım ak, bil vatan aşkım

Yıllarca sürgüne alıştık durduk,
Kendi dünyamızla barıştık durduk
Hasım, yandaşlarla karıştık durduk
İtelen, ötelen kal vatan aşkım

İktidarlar geldi geçti bilmedi,
“Sizden, bizden” berbat sözün silmedi,
Hiçbir vakit şu yüzümüz gülmedi
Düzen bukalemun, döl vatan aşkım (26 Mayıs 2009 ANKARA)


KALMASIN

Vatanın bağrında kurşun, yaradan kan akıyor,
Yetişmek için cepheye, binlerce can akıyor
Terhis olmuşlarda kuyruk, yedisinden yetmişe
Türk’e bir er olmayan hiç bir yiğit kalmasın

Çek havan topu pimini, yer ile gök inlesin
Naramızın sesinden, her yan güm güm inlesin
Toprakta yankılansın, mehteran nağmeleri
Türk’ün huzur yumruğun yemeyenler kalmasın

Arsız, dönek erkeğin korkudan ödü düşsün
Bize düşman olana, korkunun adı düşsün
Yansın yalancı mumu, yatsıda dili şişsin,
Türk’ün korkusuz adın duymayanlar kalmasınm

Göster şimdi be koçum, vur kaç oynu ne demek?
Bize meydanı okuyan, meydanda olsa demek,
Eğer yoksa meydanda bizde kahpe ve dönek
Türk’ün mert, yiğitliğin duymayanlar kalmasın

Islık çalan füzeler, balistikler, fırlasın
Dağda sahra topları, peş peşine gürlesin,
Düşmanın zağarları, deliğinde hırlasın
Mazlumlara sığınak, düşman korksun, kalmasın

Savaş Türk’ün işidir, Türk olmayan ne bilir?
Gitse bile cepheye döner geriye gelir
Tek kurşun atamadan, serilerek can verir
Türk,  savaşçı ve çenkçi bilmeyenler kalmasın

Heyecanım dorukta asker olmak isterim,
Dağlarında, vatanın kurşun atmak  isterim,
Cûdi, Kabar dağında şehit kalmak isterim
Vatan toprağı bekler gitmeyenler kalmasın

Dönmek aklıma gelmez, kendime yeminim var
Anam, babam, el öptüm sözüme teminim var
Gözüm arkada kalmaz, beşikte Emin’im var
Çoluk çocuktan geçtim duymayanlar kalmasın

Evde bayrak, elde bayrak; bayrak bayrak akıyor
İsmini koymak için şubelere akıyor
Listede adı için askılara bakıyor
Liste uzunluğunu görmeyenler kalmasın

Çek tetiği Mehmet’im yer ile gök inlesin
Naramızın sesini, yedi düvel dinlesin
Titresin, dost ve düşman, avazından inlesin
Türk’ün cengaverliğin bilmeyenler kalmasın

Kurşunların hızından, namluların kor olsun
Sana düşmanlık eden, ebediyen hor olsun
Yansın cehennemlerde, atıldığı kor olsun
Türk’e düşman sonunu bilmeyenler kalmasın (Kayseri, 20 Temmuz 1990)


BİZ ŞİMDİ ÖĞRETMENİZ (Kayseri Sağlık Eğitim Enstitüsü'nün Öğretmen olacak öğrencilerine.)

Her sabah, bir rüyayla uyandık uykumuzdan,
Biz öğretmen olmuşuz, Türk’ü yaşatmak  için
İnandık bu gerçeğe, tekrar tekrar görmekten,
Biz şimdi öğretmeniz„ "MERİH"te yatmak için.

Kaç yıl aradan sonra, azmettik okumaya
Cehalet zincirini parçalayıp kırmaya
Bize hor bakanların karşısında durmaya
Biz şimdi öğretmeniz, „GÜNEŞ“’i tutmak için

Yıldızlar elimizde, heyecanımız diri,
Yaşımız geçtir; fakat bizden çıkacak biri,
Silecek ülkemize musallat olmuş kiri,
Biz şimdi öğretmeniz, „YURDU“ yaşatmak için

Hep birlikte and içtik, ufuklar aşacağız,
Semânin yollarında tek yürek coşacağız
Bekler bizi kaç güneş, yıldızlar koşacağız.
Biz şimdi öğretmeniz,"TUĞBA"dan tatmak için

İlim denen Kevser’in ırmağında yıkandık,
Yorulduk kimi zaman; fakat iksire kandık
Feyz aldık hocalardan, ilmin narıyla  yandık
İlmin bir tek harfinin kölesi olmak için
Biz şimdi öğretmeniz “GÜNEŞ“ i tutmak için (Kayseri, 28 Temmuz 2001) 
                           

MUSTAFA KEMAL DURUYOR BURALARDA

İnandık iman ettik, nice zorluklar aştık,
Bazan bora, kasırga, tufanla yollar aştık
Yedi düvel ordular, dünyalarla savaştık,

Korkma, Mustafa Kemal duruyor buralarda’
Ya, bu millet içinde; veya şu, sıralarda

Hattı müdafa yoktur sathı müdafa vardır,
Bilinmelidir ki bu satıh bütün vatandır
Muhtaç olduğun kudret damarlarında kandır

İşte, Mustafa Kemal duruyor buralarda
Ya, sizlerin  içinde; veya şu sıralarda

“Beni bir Türk anası doğurmadı mı?” derdi.
Türk anası doğurur; yine aranan ferdi
Ülkem mesut olacak; şüphesiz biter derdi

Elbet, Mustafa Kemal duruyor buralarda
Ya, milletin bağrında; veya şu sıralarda

Ülkümüz çağlar öte, agartada dolaşmak
Asrımız, süratince, samanyolları aşmak,
Atinin ufku açık, güneşlere yanaşmak

İnan, Mustafa Kemal duruyor buralarda
Ya, önümüzdeki safta; veya şu sıralarda

Yüksel, ey Türk;  göklerin sana hududu yoktur!
İlkeler var oldukça, sırtın pek, karnın toktur.
Sana bu yolculukta, ebedî yokluk yoktur.

Duy, işte Mustafa Kemal duruyor buralarda!
Ye sen ya ben, ya o; veya şu sıralarda. (Kayseri, 14 Kasım 2007)


BABAMA
        
Akkışla'nın taşına,                 
Baharına, kışına,          
Nasıl selam vereyim?            
Uğradım çok hışmına.                              

Temmuzunda kar yağdı.                 
Erişilmez bir dağdı.               
Babam gitti gideli         
Başıma taşlar yağdı.                                 

Bulutlardan gözyaşı,             
Kanlanmış gözün yaşı           
Ölüm körolsun gözün            
Zehrettin bana aşı,                                    

Ben nasıl olam şimdi.            
Yalınız kalam şimdi.              
Yenik düşmüş ölüme,            
Babasız kalam şimdi.                               

Çıktım çevrim taşına             
Vurdu felek başıma               
Babamı  aldı benden              
Koydu yalnız başıma.                              

Yüreğim yanar gayri,            
Kanar da kanar gayri,           
Bende hiç hal kalmadı           
Onulmaz yaram gayri.                              

Dedim ecel almadı.                
Vaktin daha dolmadı,            
Kabrine yüz sürmeğe,            
Vallah derman kalmadı.                                    

Babacığım ne çabuk,             
Gittin benden uzağa               
Bu dünyada yalınız               
Düşeriz bil, tuzağa  (Kayseri, 24 Temmuz 1990)


YIKAR BENİ,

Kanar yar ayıkar beni
Doğudaki gardaşımın,
Çığlıkları yıkar beni

Yıkar beni,
Hainlikler yıkar beni,
PKK’nın kahpeliği
Görüldükçe yıkar beni

Yıkar beni,
Istırabı yıkar beni.
Bosna’da yaşanan vahşet,
Can evimden yıkar beni.(Kayseri, 25 Temmuz 1990)


KIRILDI

Susmaz yürek kırıldı.
Israil’de kırıldı.
Filistinli dindaşımın,
Taşla kolu kırıldı.

Kırıldı.
Savurdu yel kırıldı.
Batı Trakya’da Türklük,
Vatanında kırıldı
Kırıldı.
Elim kolum kırıldı,
Karabağ’da gardaşımın
Boyunları kırıldı.(Kayseri, 27 Temmuz 1990)